Antropolojik, tarihi ve genetik bilimlerin ışığında bu soruya net bir cevap vermek gerekirse: Günümüzde "saf kan" bir Türk ırkı (ya da dünyada başka herhangi bir "saf" ırk) biyolojik olarak mevcut değildir.
Irkların saflığı fikri modern genetik bilimi tarafından çürütülmüştür. İnsanoğlu tarihi boyunca göç etmiş, savaşmış, ticaret yapmış ve evlenmiştir. Hele ki Türkler gibi Avrasya’yı bir uçtan bir uca katetmiş, üç kıtaya yayılmış, imparatorluklar kurmuş dinamik bir millet için "saf kan" kalmak hem sosyolojik hem de coğrafi olarak imkansızdır.
Tarihsel süreçte Türk topluluklarının genetik ve kültürel olarak en çok etkileşime girdiği ve karıştığı başlıca ırklar/milletler şunlardır:
Zaten Türk tarihinin hiçbir döneminde millet tanımı "saf kan" üzerine kurulmamıştır. Tarihte Türkçe konuşan, Türk kültürünü benimseyen ve Türk devletine sadakat gösteren her boy (Moğol, Slav, Fars veya Rum fark etmeksizin) "Türk" sayılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözü de bu tarihi ve sosyolojik gerçeğe dayanır; "Türk doğana" değil, kendini Türk hisseden ve bu kültüre ait gören herkese kapıyı açar.
Irkların saflığı fikri modern genetik bilimi tarafından çürütülmüştür. İnsanoğlu tarihi boyunca göç etmiş, savaşmış, ticaret yapmış ve evlenmiştir. Hele ki Türkler gibi Avrasya’yı bir uçtan bir uca katetmiş, üç kıtaya yayılmış, imparatorluklar kurmuş dinamik bir millet için "saf kan" kalmak hem sosyolojik hem de coğrafi olarak imkansızdır.
Tarihsel süreçte Türk topluluklarının genetik ve kültürel olarak en çok etkileşime girdiği ve karıştığı başlıca ırklar/milletler şunlardır:
1. Mongoloid (Moğol ve Tunguz) Halkları
Türklerin ana vatanı olan Orta Asya/Sibirya döneminde en yoğun etkileşim Moğol ve Tunguz boylarıyla olmuştur.- Detay: Erken dönem Türk boyları ile Moğollar asırlarca aynı coğrafyayı, benzer bozkır kültürünü ve konar-göçer yaşam tarzını paylaştı. Özellikle Cengiz Han dönemi ve sonrasında (Moğol İmparatorluğu ve Çağatay, Altın Orda gibi hanlıklar sürecinde) Türk ve Moğol boyları o kadar çok iç içe geçti ki, bugün Orta Asya Türklerinin (Kazak, Kırgız, Özbek) genetik havuzunda Moğol (Doğu Asya) etkisi oldukça belirgindir.
2. Çinliler (Sinid Halklar)
Türklerin asırlar boyunca en büyük komşusu, bazen müttefiki ama çoğunlukla en büyük rakibi Çinliler olmuştur.- Detay: Hun, Göktürk ve Uygur dönemlerinde Çin ile yoğun bir evlilik diplomasisi yürütülmüştür. Türk hakanlarının Çinli prenseslerle evlenmesi, Çinli zanaatkarların, sığınmacıların veya esirlerin Türk boylarına katılması çok yaygındı. Aynı şekilde Çin'in kuzeyine yerleşip zamanla Çinlileşen (Tabgaçlar gibi) milyonlarca Türk de olmuştur.
3. İraniler (Farslar, Soğdlar ve İskitler)
Türklerin batıya doğru göç ederken ve İslamiyet'i kabul etme sürecinde en derin kültürel ve genetik etkileşime girdiği halkların başında İran dilli topluluklar gelir.- Detay: Orta Asya'da ticaret yollarını tutan Soğdlar, Türk hakanlıklarının içinde bürokrat ve tüccar olarak yer aldılar ve zamanla Türk boylarının içinde eridiler. Özellikle Selçuklular döneminde İran coğrafyasına yerleşilmesiyle birlikte Farslar ile çok yoğun kız alıp verme süreci yaşandı. Bugün Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan Türklerinin genetik haritasında İrani/Ortadoğu bileşeni oldukça yüksektir.
4. Anadolu'nun Kadim Halkları (Rumlar, Ermeniler, Hitit/Luviler)
1071 sonrasında Anadolu'ya giren Oğuz Türkleri, bomboş bir araziye gelmediler. Burada yüzyıllardır yaşayan yerleşik bir nüfus vardı.- Detay: Anadolu'ya gelen Türkmen boyları, buradaki yerel halkla (Bizans tebaası olan Rumlar, Ermeniler, Süryaniler ve İslamiyet'i seçen yerli Anadolu halkları) evlilikler yoluyla karıştı. Zamanla bu yerli halkların büyük bir kısmı İslamlaşarak ve Türkleşerek Türk kimliğini benimsedi. Modern Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının genetik yapısında Orta Asya kökeni (%10 ile %30 arasında değişen oranlarda) bulunmakla birlikte, en büyük payı Anadolu'nun yerli halkları oluşturur.
5. Slavlar ve Kafkas Halkları
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, imparatorluğun çok uluslu yapısı gereği kuzey ve batı sınırlarında büyük bir karışım yaşandı.- Detay: Devşirme sistemi ve saray evlilikleri yoluyla Balkanlar'dan (Sırp, Boşnak, Arnavut, Bulgar) ve Kafkasya'dan (Çerkes, Gürcü, Abhaz) gelen nüfus, Osmanlı elit tabakasının ve şehirli Türk halkının genetiğini doğrudan etkiledi. Özellikle 19. ve 20. yüzyılda Balkanlar ve Kafkasya'da yaşanan katliamlardan kaçarak Anadolu'ya sığınan milyonlarca muhacir, bugünkü Türkiye Türklerinin demografik yapısını şekillendirdi.
Özet: Türk Olmak "Kan" Değil, "Kültür ve Aidiyet" Meselesidir
Genetik biliminin (DNA testlerinin) gösterdiği üzere; "Türkiye Türkleri" genetik olarak Orta Asya (Doğu Asya), Akdeniz, Ortadoğu ve Kafkas halklarının muazzam bir sentezidir.Zaten Türk tarihinin hiçbir döneminde millet tanımı "saf kan" üzerine kurulmamıştır. Tarihte Türkçe konuşan, Türk kültürünü benimseyen ve Türk devletine sadakat gösteren her boy (Moğol, Slav, Fars veya Rum fark etmeksizin) "Türk" sayılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözü de bu tarihi ve sosyolojik gerçeğe dayanır; "Türk doğana" değil, kendini Türk hisseden ve bu kültüre ait gören herkese kapıyı açar.