Galileo’nun sarkaç hareketi üzerine yaptığı gözlemler, zamanın ölçülebilmesi açısından önemli bir adım oldu. Sarkaç sağa ve sola farklı hızlarda hareket etse bile, bir tam salınımını neredeyse aynı sürede tamamlıyordu. Hareket devam ettikçe sarkacın enerjisi azalıyor ve salınımın genişliği küçülüyordu; ancak salınımın süresi büyük ölçüde değişmiyordu. Bu özellik, düzenli hareketlerin zamanı ölçmek için kullanılabileceğini gösterdi ve saatlerin gelişmesinin önünü açan önemli fikirlerden biri oldu.
Diyeceksiniz ki, “Ulan Era, bunun tarihi değiştiren olaylardan olmasıyla ne alakası var?” Anlatayım. Sarkaç hareketinin bu özelliğinin keşfedilmesiyle birlikte bu bilgi geliştirilecek ve günümüzde kullandığımız saatlerdeki zaman ölçüm mekanizmalarının temeli atılacaktı. Önce basit bir sarkaç düzeneğiyle saniyeler ölçülecek, ardından bu fikir geliştirilerek zamanı düzenli şekilde ölçebilen saatler yapılacaktı. Zamanı ölçme yöntemleri giderek hassaslaştıkça bunun yalnızca günlük hayatımıza değil, denizciliğe de büyük bir etkisi olacaktı. Özellikle gemilerin konumlarını belirleyebilmesi için enlem ve boylamın doğru hesaplanması hayati önem taşıyordu. Hassas zaman ölçümü sayesinde boylam hesaplamaları çok daha doğru yapılabilecek, bu da denizcilerin okyanuslarda daha güvenli seyahat etmesinin ve yeni kıtaların keşfedilmesinin önünü açacaktı.
İşte bugün İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin gemilerle açılıp Afrika ülkelerini sömürmesinde ki en büyük olay basit bir sarkaç teorisinin geliştirilip saatin icat edilmesi ve kıtaların keşfedilmesiydi. Zamana hükmeden ülkeler dünyayada hükmettiler.