- Katılım
- 17 Tem 2023
- Mesajlar
- 19,306
- Çözümler
- 1
- Tepki puanı
- 5,749
- Puanları
- 113
- Konum
- ab inferno
- Cinsiyet
- Kadın
Bazen bir ülkenin kaderini değiştiren şey, büyük savaşlar ya da görkemli zaferler değil; basit görünen bir fikirdir. 18. yüzyıl Prusya’sında yaşandığı anlatılan bu hikâye de tam olarak bunun en ilginç örneklerinden biridir.
O yıllarda Prusya’da kıtlık ve gıda yetersizliği sık sık halkı zor durumda bırakıyordu. Bu kıtlığa ve açlığa bir çare bulunmalıydı.Kral II. Friedrich, halkın daha güvenilir bir besin kaynağına ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Gözünü bugün dünyanın en önemli tarım ürünlerinden ve ülkesinde çok çabuk yetişebilen yiyeceklerden biri olan patatese çevirdi.
Fakat ortada büyük bir sorun vardı.
Patates, o dönemin insanları için yabancı bir bitkiydi. Pek çok çiftçi onu tanımıyor, yabani bir bitki olarak biliyor,bazıları zehirli olduğuna inanıyor, bazıları ise hayvan yemi bile olmayacağını düşünüyordu. Kral ne kadar teşvik ederse etsin ve zorlasada insanlar patates ekmek istemiyordu.
İşte tam bu noktada, tarihin en ilginç psikolojik hamlelerinden biri devreye girdiği söylenir.
II. Friedrich, bir çok yere patates ektirip patates tarlalarını askerlerle koruma altına aldırdı. Çevreye de bu ürünün yalnızca kraliyet için yetiştirildiği, son derece değerli bir bitki olduğunun ortaya çıktığı izlenimi verildi.
Ancak işin asıl sırrı burada yatıyordu.
Askerlere verilen görev, hırsızları tamamen engellemek değildi. Aksine, geceleri meraklı köylülerin birkaç patates almasına göz yummaları istenmişti. Çünkü kral, insan doğasını çok iyi anlamıştı.
İnsanlar çoğu zaman kolayca elde edebildikleri şeyleri sıradan görür. Ama ulaşılması zor olan, korunan ya da yasaklanan şey bir anda değer kazanır.
Tam da beklendiği gibi oldu.
“Demek ki bu kadar korunan bir ürün gerçekten çok değerli,” diye düşünen köylüler, gizlice aldıkları patatesleri kendi tarlalarında başka bitkilerin arasında, hatta evlerinin bahçelerinde gizlice yetiştirmeye başladılar. Kısa süre içinde patatesin verimli, dayanıklı ve besleyici bir ürün olduğu anlaşıldı. Önceleri küçümsenen bu bitki, zamanla Prusya’nın en önemli gıda kaynaklarından biri hâline geldi.
Patates daha sonra Avrupa’nın büyük bölümüne yayıldı ve milyonlarca insanın temel besinlerinden biri oldu. Birçok tarihçi, patatesin Avrupa’da nüfus artışına ve kıtlıkların azalmasına önemli katkılar sağladığını kabul eder.
Belki de bu hikâyenin asıl önemi burada yatıyor.
Çünkü bazen insanları ikna eden şey zorlamak değil, merak uyandırmaktır. Ulaşılması güç görünen bir şey, çoğu zaman olduğundan daha değerli algılanır. Yüzyıllar geçse de pazarlamadan psikolojiye kadar pek çok alanda kullanılan bu ilke, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor.
Kim bilir… Belki de sofralarımızın vazgeçilmezi olan patates, yalnızca verimli bir tarım ürünü olduğu için değil; insan merakının gücünü gösteren en ilginç örneklerden biri olduğu için de tarihte özel bir yere sahiptir..
O yıllarda Prusya’da kıtlık ve gıda yetersizliği sık sık halkı zor durumda bırakıyordu. Bu kıtlığa ve açlığa bir çare bulunmalıydı.Kral II. Friedrich, halkın daha güvenilir bir besin kaynağına ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Gözünü bugün dünyanın en önemli tarım ürünlerinden ve ülkesinde çok çabuk yetişebilen yiyeceklerden biri olan patatese çevirdi.
Fakat ortada büyük bir sorun vardı.
Patates, o dönemin insanları için yabancı bir bitkiydi. Pek çok çiftçi onu tanımıyor, yabani bir bitki olarak biliyor,bazıları zehirli olduğuna inanıyor, bazıları ise hayvan yemi bile olmayacağını düşünüyordu. Kral ne kadar teşvik ederse etsin ve zorlasada insanlar patates ekmek istemiyordu.
İşte tam bu noktada, tarihin en ilginç psikolojik hamlelerinden biri devreye girdiği söylenir.
II. Friedrich, bir çok yere patates ektirip patates tarlalarını askerlerle koruma altına aldırdı. Çevreye de bu ürünün yalnızca kraliyet için yetiştirildiği, son derece değerli bir bitki olduğunun ortaya çıktığı izlenimi verildi.
Ancak işin asıl sırrı burada yatıyordu.
Askerlere verilen görev, hırsızları tamamen engellemek değildi. Aksine, geceleri meraklı köylülerin birkaç patates almasına göz yummaları istenmişti. Çünkü kral, insan doğasını çok iyi anlamıştı.
İnsanlar çoğu zaman kolayca elde edebildikleri şeyleri sıradan görür. Ama ulaşılması zor olan, korunan ya da yasaklanan şey bir anda değer kazanır.
Tam da beklendiği gibi oldu.
“Demek ki bu kadar korunan bir ürün gerçekten çok değerli,” diye düşünen köylüler, gizlice aldıkları patatesleri kendi tarlalarında başka bitkilerin arasında, hatta evlerinin bahçelerinde gizlice yetiştirmeye başladılar. Kısa süre içinde patatesin verimli, dayanıklı ve besleyici bir ürün olduğu anlaşıldı. Önceleri küçümsenen bu bitki, zamanla Prusya’nın en önemli gıda kaynaklarından biri hâline geldi.
Patates daha sonra Avrupa’nın büyük bölümüne yayıldı ve milyonlarca insanın temel besinlerinden biri oldu. Birçok tarihçi, patatesin Avrupa’da nüfus artışına ve kıtlıkların azalmasına önemli katkılar sağladığını kabul eder.
Belki de bu hikâyenin asıl önemi burada yatıyor.
Çünkü bazen insanları ikna eden şey zorlamak değil, merak uyandırmaktır. Ulaşılması güç görünen bir şey, çoğu zaman olduğundan daha değerli algılanır. Yüzyıllar geçse de pazarlamadan psikolojiye kadar pek çok alanda kullanılan bu ilke, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor.
Kim bilir… Belki de sofralarımızın vazgeçilmezi olan patates, yalnızca verimli bir tarım ürünü olduğu için değil; insan merakının gücünü gösteren en ilginç örneklerden biri olduğu için de tarihte özel bir yere sahiptir..