Chen

🇵🇸
Forum Sorumlusu
Katılım
9 Ocak 2020
Mesajlar
44,410
Çözümler
4
Tepki puanı
12,964
Puanları
113
Konum
.
Cinsiyet
Kadın
Kanada edebiyatı, Kanadalılar tarafından üretilen yazılı eserlerin gövdesi. Ülkenin ikili kökenini ve resmî iki dilliliğini yansıtan Kanada edebiyatı, iki ana bölüme ayrılabilir: İngilizce ve Fransızca. Bu makale, bu edebiyatın her birinin kısa bir tarihsel özeti olacak. Aynı kültüre, tarihe, değerlere sahip çıkan iki dilli edebiyat… Dünyada benzeri az. Büyük bir bölümü Avrupa kökenli olan bu ülke insanlarının kültür renkleri, ister istemez Fransız ve İngiliz edebiyatının etkisinden kurtulamamıştır. Sömürge edebiyatının izlerini çok derin görmenin en büyük sebebi de sanırım bu olsa gerek. Sadece İngiliz ve Fransız edebiyatından etkilenmekle kalmamış, coğrafî konumun da ekisiyle, Amerikan edebiyatından da etkilendiği çok bâriz görülmüştür.

Geniş toprakları ve Kuzey Amerika ile Avrupa kültürüyle olan açık iletişimleri, şair ve yazarların ülke kültürlerini yazarken aynı zamanda evrensel tema ve diller ile eserler ortaya koymasını sağlamıştır.

Tüm dünya kültürlerinin bir başlangıcı olduğu gibi Kanada edebiyatının da başlangıcı sayılan bir dönem vardır. İlk edebî türler 1860’lara dayanır. Özellikle büyük Britanya’nın kuzey Amerika’daki sömürge faaliyetlerinden sonra bu topraklarda yaşayanlar, başta Ontario, Quebec, New Brunswick ve Nova Socotia’nın bir ulus devlet inşaa etme üzerine vardıkları mütâbakat sonrası, 1867’de kurdukları konfedarasyonla, yavaş yavaş bu alanda edebî türlerde eserler vermeye başladılar. Bu tarihten önceki eserler ise Isjouvelle France’i (Yeni Fransa) kuran çiftçiler, râhipler, tüccarlar ve yeni kurulan Amerika’dan göçüp, İngiliz yönetimini tercih edenler tarafından ortaya konmuş.

Yerleşimden 1900’e Kanada Edebiyatında Düzyazı ve Şiir

Kanada’nın ilk İngilizce yazarları, kâşifler, gezginler ve İngiliz subayları ve eşlerinden oluşan, İngiliz Kuzey Amerika izlenimlerini çizelgeler, günlükler, dergiler ve mektuplarda kaydeden ziyaretçilerdi. Seyahat notları ve yerleşimlerin bu temel belgelerinin coğrafya, tarih ve kökenler ile kişisel ve ulusal kimlik arayışını temsil ettiği

Kanada edebiyatında, belgesel türünde eserler geleneği ön plana çıkmaktadır. Eleştirmen Northrop Frye’un ifade ettiği gibi Kanada edebiyatı, “Burası neresi?” sorusu üzerine kuruldu. Böylece halkların ve yerlerin mecâzi haritalamaları, Kanada’yı, edebî hayal gücü evriminin merkezi hâline getirdi.

Büyük Britanya’dan kopmama yanlıları, bazı edebiyat yapıtları ortaya koymuşlardı.

İlk şiirlerin çoğunun vatansever şarkılar ve ilahiler (The Loyal Verses of Joseph Stansbury and Doctor Jonathan Odell, 1860) ya da topografik anlatılar olması yanısıra, ilk ziyaretçilerin, yeni toprakları ve sakinlerini keşfetme ve adlandırma konusundaki endişelerini yansıtıyordu.

1606’da, Acadie’deki Port Royal’de (günümüzde Annapolis Royal, Nova Scotia), Samuel de Champlain’le birlikte bir kış geçiren Marc Lescarbot, Yeni Dünya’daki ilk Fransız tiyatro yapıtı olan “Le Theâtre de Neptune Neptunus” adlı danslı oyununu sahneletti. Eşi 1760 yıllarında Quebec City’deki İngiliz garnizonunun râhibi olan Frances Brooke, ilk Kanada romanı sayılan 4 ciltlik “History of Emily Montague”nün (Emily Montague’nin Öyküsü) büyük bölümünü yazdı. Kanada’nın bu en eski yazarlarından sonraki kuşağın edebiyatçıları, İngiliz Kuzey Amerikası’nın en güzel, en çok beğeni toplayan yapıtlarını yarattılar. John Richardson’un, Pontiac suikastini konu alan “Wacousta” adlı yapıtı, başlangıç dönemi Kanada edebiyatında büyük yer tutan tarihsel romanın en başarılı örneklerinden biri oldu. New England’den Nova Scotia’ya yerleşmiş göçmen bir ailenin oğlu olan T.C. Halibuston’un, “The Clockmaker, or The Sayings and Doings of Samuel Slick of Slickville”i (Saatçi ya da Slickvilleli Samuel Slick’ın Sözleri ve Davranışları, 1835-36) adlı romanı, 1830 yıllarından sonra gerek Kanada’da, gerek Kanada dışında yayınlanan birçok romanda örnek alındı. X. Garneau, yayınladığı “Kanada Tarihi” ile (1845-48) bütün bir yazarlar kuşağını -özellikle Fransız mirasını dile getiren Octave Cremazie’yi- etkiledi.

1867’DEN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NA

1867 Konfederasyonu ve onu izleyen dönemde Rupert’s Toprağı (1870), İngiliz Kolombiyası (1871) ve Prens Edward adasının (1873) konfederasyona katılması, yalnızca “denizden denize bir dominyon” oluşturmakla kalmayıp, ulusal Kanada edebiyatının gelişmesine de öna-yak oldu. Bu gelişmenin evrelerinden birini, Kanadalı yazarların, Kanada tarihinin önemli olaylarına ve kişilerine ilişkin yapıtlar vererek, tarih bilinci yaratma girişimleri oluşturdu. Louis Honore Frechette, Mississipi’nin Louis Jolliet ve Jacques Marquette tarafından keşfinin 200. yıldönü mü nedeniyle, Kanada’nın “yeni kaderine” inancını vurgulamak için, “La Decouverte du Mississippi” (Mississippi`nin Keşfi) şiirini yazdı. William Kirby’nin İngilizlerin eline geçmesinden önceki Nouvelle France’ı konu alan “The Golden Dog” (Altın Köpek, 1877) romanı, İngiliz-Kanada tarihi ve mitolojisine, Kanada’daki Fransız mirasının katkılarını ortaya koymak amacıyla yazıldı.

XX. yy. öncesindeki edebiyatın bir başka evresini, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki on beş, yirmi yıl içinde ürün veren, birbirlerinden bir ölçüde kopuk, Kanadalı yazarlar topluluğu oluşturdu. Okur kitlesi arasında “Konfederasyon Şairleri” adıyla anılan ve gerçekçilik ile bölgeciliğin birleşimini yapan topluluk yazarlarının şiirleri ve düzyazıları, gerek Kanada’da, gerek Kanada dışında büyük ilgi uyandırdı. Wilfred Campbell, Bliss Carman, Charles G.D. Roberts ve Duncan Campbell Scott gibi edebiyatçıları içeren topluluğun belki de en önemli yazarı olan Roberts, Kanada’da ve Kanada dışında geniş bir okuyucu topluluğu edindi ve çok sayıda yapıtıyla Kanada edebiyatının gelişmesine büyük katkılarda bulundu. Savaş öncesi yazarlarından L.M. Montgomery’nin, Prens Edward adasındaki çocukluğunun acı ve tatlı yanlarını anlattığı “Anne of Green Gablesh” (1908), dünyada en çok okunan kitaplar arasına girdi. (Günümüzde de büyük bir okuyucu kitlesinin ilgisini çekmektedir). Montgomery’ninkiler gibi romanların Kanada’ya getirdiği ün, başka uluslardan yazarları da Kanada’yı konu alan yapıtlar vermeye yöneltti. Bunun en ilginç örneklerinden biri, Louis FJemon’un, Avrupalıların çoğunda Kanada imgesinin yerleşmesini sağlayan ve daha gerçekçi bir Kanada edebiyatının oluşmasına katkıda bulunan, “Maria Chapdelaine” (1916) adlı romanı oldu.

Nova Scotia, New Brunswick, Yukarı Kanada ve Aşağı Kanada’nın (şu anda Quebec) konfederasyona dönüşmesi, şair ve yazarlarda, vatansever ve edebî faaliyetlerin telaşını hızlandırdı.

Seleflerinden farklı olarak, artık sadece doğayı tanımlamayıp veya ahlakî hâle getirmeyip aynı zamanda Ottawalı şair Archibald Lampman’ın “Şairin ruhu ve doğanın ruhu ve gizemi arasındaki cevap uyumu”nu yakalamaya çalıştılar. Lampman manzaradaki meditasyonlarıyla bilinir. Hükümet yöneticisi olan Scott, Kanada’nın kuzey vahşi doğasını tasvir etmesindense, Kanada yerlilerinin asimilasyonunu savunmakla tanındı.

Modern dönem, 1900 –

Günümüzde Kanada edebiyatı, Konfederasyon yazarlarının açtığı yoldan yürümekte, Kanada tarihinden olay ve kişiler, günümüzün yazarlarına da konu olmayı sürdürmektedir. Thomas Raddal’ın “His Majesty’s Yankees” (Majestelerinin Yankeeleri, 1942), Nova Scotialıların, Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında karşılaştıkları sorunların, karmaşık, ayrıntılı bir betimlemesidir. Kanada Büyük Okyanus Demiryolu’nun yapımını anlatan epik şiiri “Towards the Last Spike” (Son Mızrak, 1952) ile E.J. Pratt, uçsuz bucaksız toprakları ama dağınık bir nüfusu bulunan ülkede, Kanadalı-ABD’li ilişkileri ile iletişim sorununu irdelemiştir. Hugh Maclennan’ın “Two Solitudes” (Çifte Yalnızlık, 1945) ve “Return of the Sphinx” (Sfenks’in Dönüşü, 1967) adlı yapıtları ile Gabrielle Roy’un “Bonheur d’Occasion” (Ucuz Mutluluk, 1945) adlı romanı, Quebec’te, günümüzdeki Fransız ayrılıkçı hareketini irdelemekten de öteye giden romanlardır. Sürekli Kanada dışında yaşayan az sayıda çağdaş Kanadalı yazar bulunmasına karşın, ülke
leri dışında uzun yıllar geçirenlerin sayısı çoktur. Bunların çoğu, Kanada üstünde yoğun etkilerini hâlâ sürdüren üç ülke arasında gidip gelmektedirler. Sözgelimi Paul Morin ve Morley Callaghan Paris’te yaşamışlardı; Mavis Gallant günümüzde de Paris’te yaşamaktadır. Mordecai Richler, uzun yıllar yaşadığı Londra’dan Kanada’ya kısa süre önce dönmüştür ve bir göçmen Yahudi ailenin oğlu olarak çeşitli yönlerden, Kanada’nın çok kültürlü, çok dilli bir topluma dönüşmesine katkıda bulunan bir topluluğun temsilcisidir. Richler gibi zaman zaman ABD’de yaşayan Leonard Cohen’de, Yahudi asıllı bir yazardır. Fransız Kanada’nın kendi kimliğini bulma isteği, çok sayıda yetenekli yazarın, şairin ve gazetecinin ortaya çıkmasına yol açmış, bunların çoğu Kanada’nın yanı sıra, uluslararası alanda da ün kazanmışlardır.


Öykü yazarı, Marie Claire Blais, bu edebiyatçıların en çok tanınanlarından biridir. Şair ve romancı Jacque Godbout, “Tetes a Popineaui” (1982) adlı yapıtında, bağımsızlık özlemi ile İngiliz Kanada’ya duyulan gereksinme arasında sancılar çeken Fransız Quebec’teki siyasal gerilimleri yansıtmıştır. Antoine Maillet, Acadie’de geçen “Pelagie Anayurduna Dönüyor” romanıyla, 1979’da Fransa’da Goncourt Ödülü’nü kazanmış, 1982’de romanın bir tür devamı olan “Çent Ans dans le Bois”yı (Ormanda Yüz Yıl) yayınlamıştır. Quebec lehçesiyle yazdığı ilk tiyatro oyunu “Les Belles Soeurs” (Eltiler) ile büyük yankılar uyandıran Michel Trembley, Fransız asıllı yazarların en etkinlerindendir. Kurgusal öz yaşam öyküsü üçlemesinin son cildi “La duchesse et le Roturier” (Düşeş ile Serseri), 1982’de yayınlanmıştır. Dünyanın her yanında ilgiyle okunan İngiliz asıllı Kanadalı yazarların en ünlüleri arasında, İrlanda asıllı Kanadalı öykücü Brian Moore (I Am Mary Dunne, 1968) ve ünlü edebiyat eleştirmeni Northrop Frye sayılabilir. Şair ve romancı Margaret Atwood, “The Handmaid’s Ta- /e” (Elişi Öyküsü, 1986), “Cat’s Eye” (Kedi Gözü, 1988), vb. yapıtlarında, yaşama feminist bir gözle bakmayı seçmiştir. Öykü yazarı Alice Munro’nun “The Progress of Love” (Aşkın Yolu, 1986) dizisi büyük beğeni toplamıştır. Denemeci-romancı Robertson Davies’de “The Depttord Trilogy” (Deptford Üçlemesi, 1970-75) ile ünlü yazarlardandır. Sri Lanka asıllı şair Michael Ondaatje, “In the Skin of the Lion” (Aslan Postu İçinde) adlı romanıyla ödül almış, Çek mültecisi Josef Skvorecky, aralarında bütün eleştirmenler tarafından ilgiyle karşılanan “Dvorak in Love” (Dvorak’ın Aşkı, 1986) adlı romanının da bulunduğu, birçok önemli yapıt vermiştir. ABD kökenli olsa da uzun süre Kanada’da yaşamış olan Elizabeth Spence ise 1986’da “The Light in the Piazza” (Alandaki Işık) adlı unutulmaz bir öykü derlemesi yayınlamıştır. Önde gelen şairlerden Dorothy Livesay’de, şairlik yaşamının en güzel şiirlerini “The Self-Completing Tree” (1986) adlı kitapta toplamıştır.

Tarihsel bir söylem olan ansiklopedik bu yazı tarzının sıkıcı olduğunun farkındayım ama tarihsel akışı ele almak zorunda olduğumuz için ilk yazım bu şekilde olmuş oldu. Girişte de ifade ettiğim gibi Kanada edebiyatının beslenme kaynağı baskın Avrupa kültürleri ve dolayısıyla İngilizce, Fransızca idi. Bununla birlikte, son yıllarda Kanada’nın edebiyatı diğer ülkelerden gelen göçmenler tarafından güçlü bir şekilde etkilenmiştir. 1980’lerden bu yana Kanada’nın etnik ve kültürel çeşitliliği edebiyatına açıkça yansımış, en önemli yazarlarının çoğu etnik azınlık kimliği, ikilik ve kültürel farklılıklara odaklanmış durumda.



Tartışmasız, uluslararası alanda en tanınmış Kanadalı yaşayan yazar -özellikle Robertson Davies ve Mordecai Richler’in ölümlerinden beri- üretken bir romancı, şair ve edebiyat eleştirmeni, Margaret Atwood’dur. Kanada’nın 20.Yüzyıldaki diğer önemli yazarları Margaret Laurence, Gabrielle Roy ve Alice Munro’dur. Bu grup, İngilizce kısa öykülerin yaşayan en iyi yazarı olarak adlandırılan, Nobel Ödülü sahibi Alice Munro ile birlikte, Kanada Edebiyatını dünya sahnesine yükselten ilk kişilerdi. “Günümüz Kanada Edebiyatı” diye tasnif edilebilecek Kanada’nın yaşayan edebiyatını bir sonraki sayıda ele alacağım.
 

Fluffy

🐼
Elmas Üye
Katılım
28 Şub 2023
Mesajlar
19,943
Tepki puanı
2,797
Puanları
113
Yaş
34
Konum
Miuw
Cinsiyet
Kadın
Şunu da sonra okucaam
 
Üst Alt