İnsanoğlunun bulunduğu ortamların hepsinde kendini iyi ve huzurlu hissetmesi zordur. Kimimizin ait hissettiği yerler kimimizin kaçtığı yerler kimimizin ise hissizleştiği yerler vardır. Bu noktada yabancılaşma kavramı karşımıza çıkmaktadır. Birey bir noktadayken herhangi bir yere karşı kendisini yabancılaşmış hissedebilmektedir. Bazı yazarlar bu yabancılaşma temasını belli karakterler üzerinden ve bazı konular üzerinden işlemektedir. Aydın kişinin yabancılaşması en çok karşımıza çıkan konudur. Türk edebiyatında yabancılaşma teması Doğu-Batı, Aydın-Halk çatışması gibi çatışmaların anlatıldığı şekilde en net görülmektedir.
Türk Edebiyatında Yabancılaşma Teması | usluer.net
Yabancılaşma birçok alanda üzerine düşünülen ve araştırma yapılan bir terimdir. Edebiyatta, felsefede, sanatta ve bunun gibi alanlarda yüzyıllardır araştırılmaktadır. Bunlardan doğan sonuç kapsamında yabancılaşmanın birden çok anlamı oluşmuştur ve neyi kapsadığı geniş bir alana yayılmıştır. Çoğumuzun bildiği yabancılaşma, insanın sosyal olarak içinde bulunduğu topluma ve toplumun kültürüne karşı duyduğu düşmanca tutumu kapsar. Yabancılaşma bu bağlamda bireyin kendisinden başlayarak psikolojik bir sürece yayılmasını ifade eder.
Yabancılaşma kelimesinin etimolojik kökeni Yunanca “alloiosis” ve Latince karşılığı “alienatio” kelimesinden gelmektedir. Latince “Alinare” kelimesinden türemiş olup günlük kullanımda üç değişik anlamı taşımaktadır. Hukukta devretmek; sosyolojide insanlardan, yurdundan, Tanrıdan ayrılmak, kopmak; tıp-psikolojide şaşkınlık, çılgınlık, ruh hastalığı olarak kullanılmıştır. Yabancılaşmanın kökeni Homeros’un İlyada’sı ve Eski Ahit gibi kaynaklara dayanırken ilk kez Platinus’un eserlerinde göze çarpmaktadır. Platinus felsefe tarihinde ilk kez kendine yabancılaşma terimini kullanmıştır. Ona göre yabancılaşma ruhun maddeye düşmesi/alçalmadır. Tanrısal dünyadan sayıldığı için ruh düştüğü bu karanlıktan çıkabilmekte bir diğer deyişle yabancılaşmadan kurtulabilmektedir.
Yabancılaşma kavramının alanyazında oldukça eski ve üzerinde çokça çalışılmış olması, bu kavramın tanımlarını çeşitlendirmiştir. Yabancılaşma kavramı için tek bir tanımlama yapılamamakta hatta yabancılaşma konusunu etraflıca ele alan kişiler bile yabancılaşmayı tek bir tanıma indirgeyememektedirler. Edebiyatta yabancılaşma ise genellikle bir kişinin toplumdan soyutlanması ve o topluma ait olamamasını tanımlar. Tüm yabancılaşma tanımlamalarının ortak noktası bir kişinin bir yerden soyutlanması denebilir.
Yaban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu | iletisim.com
Yakup Kadri Karaosmanoğlu eserlerinde yabancılaşma temasını belli unsurlar üzerinden anlatmaktadır. Yaban romanı, kitabın adından da anlaşılacağı üzere yabancılaşma temasını gözler önüne serer. Roman esasen Milli Mücadele Dönemi’ni ele alır, dönem içerisinde yabancılaşan tip olarak ise karşımıza Ahmet Celal çıkar. Karaosmanoğlu’nun gözünde bireyin yabancılaşmasının, halkla kaynaşamamasından ve halka nüfuz edememesinden kaynaklanan derin bir aydın bunalımı olduğu anlaşılmaktadır. “Bu bağlamda Yaban romanındaki aydın-halk ikilemi, esasta Yakup Kadri’nin kendi iç dünyasında meydana gelen bölünme veya parçalanmanın sosyal çevre planında tezahürüdür ve bu Ahmet Celal’in şahsında somutlaşır.” (Gökçek 33)
Ahmet Celal romanda köylüye ve kendisini temsil eden aydın zümreye karşı düşmanca eleştiriler yapmaktadır. İki farklı kimliğin bir arada yaşanması sonucunda yabancılaşan bir tiptir. Bir aydın gözünden köylü ve köylü halk için ağıza alınmayacak kadar aşağılayıcı eleştiri yapmaktadır. Ahmet Celal’e göre köylü halk yontulmamış taş devrinden insanlar gibi yaşayan sosyalleşememiş kişilerdir. Halka bu şekilde bakışının sebebi ise aydın zümredir. İşte Ahmet Celal tam bu noktada yabancılaşmaktadır. Kendisinin ait olduğu zümreyi de eleştirir fakat bir noktada o zümrenin bakış açısından bakmaktadır. Köylü halk tamamen cahil, yobaz ve pis tasvir edilmektedir. Oysa Ahmet Celal yıllarca çeşitli cephelerde savaşıp kolunu kaybeden, halkını koruyan biridir. Yabancılaşan Ahmet Celal’in gözünden ise köylü tıpkı bir ahır gibi gübre kokmaktadır.
Sinekli Bakkal, Halide Edib Adıvar | canyayinlari.com
Halide Edib Adıvar tıpkı Karaosmanoğlu gibi yabancılaşma temasını çoğunlukla Doğu-Batı çatışması üzerinden anlatmaktadır. Adıvar batılılaşmanın yanlış anlaşıldığını düşünerek bunun üzerinde durur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Halide Edib Adıvar‘ın yabancılaşma temasını ele alışları bu noktada farklılaşmaktadır. Sinekli Bakkal romanında kişiler kendisini toplumdan yabancılaştırmayarak o dönemin acılarını, sevinçlerini ve başka çoğu duyguyu yansıtmaktadırlar. Oysa Karaosmanoğlu gözünden özellikle köy halkı aşağılanmaktadır. Adıvar gözünden yabancılaşma ise yanlış batılılaşmayla karşımıza çıkmaktadır.
Yabancılaşma, bir kadın yazar olarak Adıvar’a göre batılılaşmanın günlük yaşantıdaki özentiden doğan değişme anlayışıdır. Karaosmanoğlu aydın halka olumlu bakarken Halide Edib ulusal değerlerimizi savunur. Romanlarında ulusal değerleri önemsemeyen ve Batı’dan gelen her düşünceyi kesin ve doğru kabul eden kişileri ve toplumu eleştirir. Halide Edib’e göre yabancılaşma bunlardan kaynaklanmaktadır.
Türk edebiyatında yabancılaşma teması temelinde kişinin toplumdan soyutlanması ve ona ait olamaması durumunu ifade etse de, bu temanın metinlerde işleniş biçimi yazarın fikri yönelimine ve toplumsal cinsiyetine göre belirgin farklılıklar göstermektedir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında gördüğümüz üzere, erkek yazarın gözünden yabancılaşma ağırlıklı olarak “aydın-halk ikilemi” etrafında şekillenmekte; aydının köylü halkı cahil, yobaz ve pis bularak ondan kopmasından kaynaklanan derin bir iç bunalım olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna karşılık, bir kadın yazar olan Halide Edib Adıvar bu temayı aydın kibrinden ziyade, “Doğu-Batı çatışması” ve batılılaşmanın yanlış anlaşılması ekseninde yorumlar.
Yakup Kadri aydın kesime olumlu yaklaşıp halkı aşağılayıcı bir tutum sergilerken Halide Edib tam tersine ulusal değerleri savunur ve Sinekli Bakkal romanındaki gibi kişilerini toplumdan soyutlamadan kurgular. Edebiyatımızda aynı evrensel yabancılaşma sorunsalı iki farklı yazardan yabancılaşma teması olarak erkek yazarın kaleminden aydının Anadolu halkına sosyolojik ve psikolojik olarak mesafelenişi, kadın yazarın kaleminde ise toplumun yanlış batılılaşma özentisiyle kendi kültürel ve ulusal değerlerine yabancılaşması şeklinde birbirine zıt ancak birbirini tamamlayan iki farklı okumayla edebiyatımızda görülmektedir.
Kaynakça:
Adıvar, Halide Edib. Sinekli Bakkal. İstanbul: Can Yayınları, 2021.
Atak, Hasan. “Yabancılaşma: Kavramsal ve Kuramsal Bir Değerlendirme”. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. Temmuz 2020: 279-295.
Durgun, Harika. “Yakup Kadri’nin Eserlerinde Anadolu İnsanı ve Temizlik Sorunu”. Acta Turcica Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi. Temmuz 2010: 134-147.
Gökçek, Fazıl. “Yaban Romanında Yabancılaşma”. Türk Yurdu. Ağustos 2001: 33-38.
Harbelioğlu, Merve. “Doğu Batı Çelişkisinin Türk Edebiyatına Yansıması: Sinekli Bakkal Örneği”. Bilim Armonisi Dergisi. Temmuz 2020: 55-63.
Karaosmanoğlu, Yakup Kadri. Yaban. İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2025.
Yabancılaşma Neyi Kapsar?
Yabancılaşma birçok alanda üzerine düşünülen ve araştırma yapılan bir terimdir. Edebiyatta, felsefede, sanatta ve bunun gibi alanlarda yüzyıllardır araştırılmaktadır. Bunlardan doğan sonuç kapsamında yabancılaşmanın birden çok anlamı oluşmuştur ve neyi kapsadığı geniş bir alana yayılmıştır. Çoğumuzun bildiği yabancılaşma, insanın sosyal olarak içinde bulunduğu topluma ve toplumun kültürüne karşı duyduğu düşmanca tutumu kapsar. Yabancılaşma bu bağlamda bireyin kendisinden başlayarak psikolojik bir sürece yayılmasını ifade eder.
Yabancılaşma kelimesinin etimolojik kökeni Yunanca “alloiosis” ve Latince karşılığı “alienatio” kelimesinden gelmektedir. Latince “Alinare” kelimesinden türemiş olup günlük kullanımda üç değişik anlamı taşımaktadır. Hukukta devretmek; sosyolojide insanlardan, yurdundan, Tanrıdan ayrılmak, kopmak; tıp-psikolojide şaşkınlık, çılgınlık, ruh hastalığı olarak kullanılmıştır. Yabancılaşmanın kökeni Homeros’un İlyada’sı ve Eski Ahit gibi kaynaklara dayanırken ilk kez Platinus’un eserlerinde göze çarpmaktadır. Platinus felsefe tarihinde ilk kez kendine yabancılaşma terimini kullanmıştır. Ona göre yabancılaşma ruhun maddeye düşmesi/alçalmadır. Tanrısal dünyadan sayıldığı için ruh düştüğü bu karanlıktan çıkabilmekte bir diğer deyişle yabancılaşmadan kurtulabilmektedir.
Yabancılaşma kavramının alanyazında oldukça eski ve üzerinde çokça çalışılmış olması, bu kavramın tanımlarını çeşitlendirmiştir. Yabancılaşma kavramı için tek bir tanımlama yapılamamakta hatta yabancılaşma konusunu etraflıca ele alan kişiler bile yabancılaşmayı tek bir tanıma indirgeyememektedirler. Edebiyatta yabancılaşma ise genellikle bir kişinin toplumdan soyutlanması ve o topluma ait olamamasını tanımlar. Tüm yabancılaşma tanımlamalarının ortak noktası bir kişinin bir yerden soyutlanması denebilir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Gözünden Yabancılaşma Teması
Yakup Kadri Karaosmanoğlu eserlerinde yabancılaşma temasını belli unsurlar üzerinden anlatmaktadır. Yaban romanı, kitabın adından da anlaşılacağı üzere yabancılaşma temasını gözler önüne serer. Roman esasen Milli Mücadele Dönemi’ni ele alır, dönem içerisinde yabancılaşan tip olarak ise karşımıza Ahmet Celal çıkar. Karaosmanoğlu’nun gözünde bireyin yabancılaşmasının, halkla kaynaşamamasından ve halka nüfuz edememesinden kaynaklanan derin bir aydın bunalımı olduğu anlaşılmaktadır. “Bu bağlamda Yaban romanındaki aydın-halk ikilemi, esasta Yakup Kadri’nin kendi iç dünyasında meydana gelen bölünme veya parçalanmanın sosyal çevre planında tezahürüdür ve bu Ahmet Celal’in şahsında somutlaşır.” (Gökçek 33)
Ahmet Celal romanda köylüye ve kendisini temsil eden aydın zümreye karşı düşmanca eleştiriler yapmaktadır. İki farklı kimliğin bir arada yaşanması sonucunda yabancılaşan bir tiptir. Bir aydın gözünden köylü ve köylü halk için ağıza alınmayacak kadar aşağılayıcı eleştiri yapmaktadır. Ahmet Celal’e göre köylü halk yontulmamış taş devrinden insanlar gibi yaşayan sosyalleşememiş kişilerdir. Halka bu şekilde bakışının sebebi ise aydın zümredir. İşte Ahmet Celal tam bu noktada yabancılaşmaktadır. Kendisinin ait olduğu zümreyi de eleştirir fakat bir noktada o zümrenin bakış açısından bakmaktadır. Köylü halk tamamen cahil, yobaz ve pis tasvir edilmektedir. Oysa Ahmet Celal yıllarca çeşitli cephelerde savaşıp kolunu kaybeden, halkını koruyan biridir. Yabancılaşan Ahmet Celal’in gözünden ise köylü tıpkı bir ahır gibi gübre kokmaktadır.
Halide Edib Adıvar Gözünden Yabancılaşma Teması
Halide Edib Adıvar tıpkı Karaosmanoğlu gibi yabancılaşma temasını çoğunlukla Doğu-Batı çatışması üzerinden anlatmaktadır. Adıvar batılılaşmanın yanlış anlaşıldığını düşünerek bunun üzerinde durur. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Halide Edib Adıvar‘ın yabancılaşma temasını ele alışları bu noktada farklılaşmaktadır. Sinekli Bakkal romanında kişiler kendisini toplumdan yabancılaştırmayarak o dönemin acılarını, sevinçlerini ve başka çoğu duyguyu yansıtmaktadırlar. Oysa Karaosmanoğlu gözünden özellikle köy halkı aşağılanmaktadır. Adıvar gözünden yabancılaşma ise yanlış batılılaşmayla karşımıza çıkmaktadır.
Yabancılaşma, bir kadın yazar olarak Adıvar’a göre batılılaşmanın günlük yaşantıdaki özentiden doğan değişme anlayışıdır. Karaosmanoğlu aydın halka olumlu bakarken Halide Edib ulusal değerlerimizi savunur. Romanlarında ulusal değerleri önemsemeyen ve Batı’dan gelen her düşünceyi kesin ve doğru kabul eden kişileri ve toplumu eleştirir. Halide Edib’e göre yabancılaşma bunlardan kaynaklanmaktadır.
Türk edebiyatında yabancılaşma teması temelinde kişinin toplumdan soyutlanması ve ona ait olamaması durumunu ifade etse de, bu temanın metinlerde işleniş biçimi yazarın fikri yönelimine ve toplumsal cinsiyetine göre belirgin farklılıklar göstermektedir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında gördüğümüz üzere, erkek yazarın gözünden yabancılaşma ağırlıklı olarak “aydın-halk ikilemi” etrafında şekillenmekte; aydının köylü halkı cahil, yobaz ve pis bularak ondan kopmasından kaynaklanan derin bir iç bunalım olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna karşılık, bir kadın yazar olan Halide Edib Adıvar bu temayı aydın kibrinden ziyade, “Doğu-Batı çatışması” ve batılılaşmanın yanlış anlaşılması ekseninde yorumlar.
Yakup Kadri aydın kesime olumlu yaklaşıp halkı aşağılayıcı bir tutum sergilerken Halide Edib tam tersine ulusal değerleri savunur ve Sinekli Bakkal romanındaki gibi kişilerini toplumdan soyutlamadan kurgular. Edebiyatımızda aynı evrensel yabancılaşma sorunsalı iki farklı yazardan yabancılaşma teması olarak erkek yazarın kaleminden aydının Anadolu halkına sosyolojik ve psikolojik olarak mesafelenişi, kadın yazarın kaleminde ise toplumun yanlış batılılaşma özentisiyle kendi kültürel ve ulusal değerlerine yabancılaşması şeklinde birbirine zıt ancak birbirini tamamlayan iki farklı okumayla edebiyatımızda görülmektedir.
Kaynakça:
Adıvar, Halide Edib. Sinekli Bakkal. İstanbul: Can Yayınları, 2021.
Atak, Hasan. “Yabancılaşma: Kavramsal ve Kuramsal Bir Değerlendirme”. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. Temmuz 2020: 279-295.
Durgun, Harika. “Yakup Kadri’nin Eserlerinde Anadolu İnsanı ve Temizlik Sorunu”. Acta Turcica Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi. Temmuz 2010: 134-147.
Gökçek, Fazıl. “Yaban Romanında Yabancılaşma”. Türk Yurdu. Ağustos 2001: 33-38.
Harbelioğlu, Merve. “Doğu Batı Çelişkisinin Türk Edebiyatına Yansıması: Sinekli Bakkal Örneği”. Bilim Armonisi Dergisi. Temmuz 2020: 55-63.
Karaosmanoğlu, Yakup Kadri. Yaban. İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2025.