Chen

🇵🇸
Forum Sorumlusu
Katılım
9 Ocak 2020
Mesajlar
44,343
Çözümler
4
Tepki puanı
12,942
Puanları
113
Konum
.
Cinsiyet
Kadın
İnsan

eşref-i mahlûkattır, derdi babam

bu sözün sözler içinde bir yeri vardı

ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman

bu söz asıl anlamını kavradı

geçti çıvgınların, çıbanların, reklâmların arasından

geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı

kararmış rakamların yarıklarından sızarak

bu söz yüreğime kadar alçaldı

damar kesildi, kandır akacak

ama kan kesilince damardan sıcak

sımsıcak kelimeler boşandı

aşk için karnıma ve göğsüme

ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden

aşk ve ölüm bana yeniden

su ve ateş ve toprak

yeniden yorumlandı.

Dilce susup

bedence konuşulan bir çağda

biliyorum kolay anlaşılmayacak

kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın

yanık yağda boğulan yapıların arasında

delirmek hakkını elde bulundurmak

rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için

bana deha değil

belgeler gerekli

kanıtlar, ifadeler, resmî mühür ve imza

gençken

peşpeşe kaç gece yıllarca

acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım

bilmezdim neden bazı saatler

alaturka vakitlere ayarlı

neden karpuz sergilerinde lüküs yanar

yazgı desem

kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma

Tokat

aklıma bile gelmezdi

babam onbeşli olmasa

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda

ben o yaşta koltuğumda kitaplar

işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı

cebimde kırlangıçlar, çılgınlık sayfaları

kafamda yasak düşünceler, Gide meselâ.

Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm

her sevinç nöbetinde kusmuk sunuldu bana

gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar

resimli bir kitaptan çalardım hayatımı

oysa her gün

merkep kiralayıp da kazılan kökleri

Forbes firmasına satan

babamdı.

Budur

İşte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku

işte şehirleri bayındır gösteren yalan

işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan

kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla

güçbelâ kurduğum cümle işte bu;

ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan

tenimin olanca ağırlığı yokoldu.

Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak

bile bir bir çınlayan

ihtilâl haberidir

ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu

nisan ayları gelince vücudu hafifletir

şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah

bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur

marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim

gider şehre ve şaraba yaltaklanarak

biraz ağlayabilmek için

fotoğraflar çektirir

babam

seferberlikte mekkâredir.

İnsanın

gölgesiyle tanımlandığı bir çağda

marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak

belki ruhların gölgesi

düşer de marşlara

varlık sancısıyla çığırmak:

Ezan sesi duyulmuyor

Haç dikilmiş minbere

Kâfir Yunan bayrak asmış

Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim

Hep verelim elele

Patlatalım bombaları

Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve fakat

binlerce yılın yabancısı bir ses

değdi minarelere:

Tanrı uludur Tanrı uludur

polistir babam

Cumhuriyetin bir kuludur

bense

anlamış değilim böyle mecralardan

ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur

yalnız

coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan

nüfus cüzdanımda tuhaf

ekmek damgası durur

benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu

etin ıslak tadına doğru

yavaş yavaş uyanmak

çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp

hırsız cenazelerine bine bine

temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme

korkak dualarından cibinlikler kurarak

dokunduğum banknotlaradan tiksinmeyi itiraz

nakışsız yaşamakları

silâhlanmak sanarak

çıkardım

boğaza tıkanan lokmanın hartasını

çıkınımda güneşler halka dağıtmak için

halkı suvarmak için saçlarımda bin ırmak

ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış

hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa

fly Pan – Am

drink Coca – Cola.

Tutun ve yüzleştirin hayatları

biri kör batakların çırpınışında kutsal

biri serkeş ama oldukça da haklı.

Ölümler

ölümlere ulanmakta ustadır

hayatsa bir başka hayata karşı

Orada

aşk ve çocuk

birbirine katışmaz

nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı

kendi tehlikesi peşinden gider insan

putların dahi damarından aktığı güne kadar

sürdürür yorucu kovalamayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?

nerde, hangi yöremizde zihnin

tunç surlardan berkitilmiş ülkesi

ağzı bayat suyla çalkalanmış çocuğa rahim olan

parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?

Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim

takvim yapraklarının arasını dolduran

nedir o katı şey

ki gücü

gönlün dağdağasını durultacak?

Hayat

dört şeyle kaimdir, derdi babam

su ve ateş ve toprak.

Ve rüzgâr.

Ona kendimi sonradan ben ekledim

pişirilmiş çamurun zifirî korkusunu

ham yüreğin pütürlerini geçtim

gövdemi âlemlere zerkederek

varoldum kayrasıyla Varedenin

eşref- i mahlûkat

nedir bildim.

 
Üst Alt